İlk 20 Şubatta hastalanmış bizim veletler.. Daha doğrusu 19
Şubatta hastalanmışlar ve 20’sinde kapıp hastaneye götürmüşüz. 7 ay, 19 günlüklermiş daha.. Cüzdanımdaki faturaları ayıklarken doktor faturalarıyla karşılaşınca, geçmiş de olsa bu konuya da değineyim istedim..
Hatırlıyorum
oğlan hasta diye yola çıktık o sabah, çünkü en çok mızıldayan oydu.. Boş randevu saati
kalmadığı için doktorumuzun, sadece oğlana alabilmiştik randevu. Kızı da evde
yalnız kalmasın diye götürmüştük yanımızda.. Velhasıl oğlanın ateşi ölçüldü,
36,9.. Hadi bir de kızın ateşine baktıralım dedik, 38 çıkmasın mı.. O sessiz
sedasız hastalığının çilesini çekmekteymiş meğer.. Bir yandan öksürüp
tıksırırlar, bir yandan burunları akar çeşme misali, diğer yandan ateş.. Allah
beterinden saklasın ama el kadar bebelerin bu halini görmek ve birşey yapamamak
da yürek parçalayıcı!! Hastalığın devam ettiği o 10 gün ömrümden ömür
gitti.. İştahları kapandı, ne birşey yemek istiyorlar ne de içmek.. Nefes
alamadıkları için doğru dürüst birşey yiyip içmek de işkenceydi onlar için.. Buna rağmen yine de dirayetli davrandılar çoğunlukla..
Pedatus şurup, Sinomarin deniz suyu ve Otri.. gibi bir burun
spreyiyle antibiyotiğe başlamadan işi kurtarmaya çalıştık.. İlaç saatleri işkence gibiydi onlar için.. Gözlerini kapatıp sinomarin ve diğer burun spreyini sıkmaya çalışırdık.. Ona rağmen nasıl bir feryat-figan.. Şişeyi elime aldığım an uzaktan görüp başlıyorlardı mızıldanmaya.. İşlem bitince göz yaşları eşliğinde bebek dilinde kızılıyordu bir güzel anneye, hem de ne kızma.. Neler diyorlardı kim bilir.. Off ooffff!! Elden ne gelirdi ki.. Pekmez, karabiber,
zencefil gibi doğal şifa kaynaklarıyla destekledik, bol bol banyo yaptırdık ki
burunları açılsın.. Ertesi hafta hastalıklarını bana ve ananeye satarak az
biraz daha kendilerine geldiler ama bu sefer biz tekrar onlara mı
bulaştıracağız paranoyasına kapıldık ister istemez.. Neyse ki korktuğumuz
olmadı..
Kendi kendine bu virüs ortaya çıkmadı elbet.. Yani el kadar
bebede grip virüsü durduk yerde ortaya çıkamayacağı gibi üşütmek ya da soğuk
almak gibi nedenlerle de çıkamazdı.. Birilerinden bulaşmıştı işte.. Demem o ki,
biz yetişkin insanlar olarak hasta olduğumuz halde ya da hasta olacağımızı
hissettiğimiz halde o korunmasız kuzulara sevmek amaçlı yaklaşıyorsak bu
bencillikten başka birşey değildir.. Gerçek sevgi “hasta değilim canım bomba
gibiyim” diyerek, hastalığını gizlemeye çalışıp bebekleri öpüp koklamakla değil de; “kendimi
pek iyi hissetmiyorum, ne olur ne olmaz, uzaktan seveyim bu sefer, aman onlara birşey
olmasın” dürtüsü ve tavrıyla hareket etmeyi gerektirir.. Kimse alınıp
gücenmesin, doğruya doğru, bu böyle.. İnsan nasıl kıyabilir onlara..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder